NALLIHAN YÖRESEL AĞIZ ÖRNEKLERİ

 

Yöremize has konuşma ağzı (şive) özellikleri, örnek sözcük ve sözcük öbekleri aşağıya çıkarılmıştır.

 Bazı harflerde dönüşümler görülmekte, bazı harfler düşmekte yada vurgulanma-maktadır. Basitçe kurallaştırılan örnekler aşağıdadır.

 

k-g” dönüşümleri: “k” harfi ile başlayan kelimelerde “k” den sonra “a, ı, o, u” takip ediyorsa bu kelimeler genellikle “g” ile başlatılır. “e, i, ö, ü” ile devam ediyorsa kelime olduğu gibi söylenir. Örneğin: karga-garga, kılçık-gılçık, koyun-goyun, kuzu-guzu gibi.

İlk hecesi veya sonraki heceleri “ç, p, s, ş, t” harfleri ile bitip müteakip hecesi “k” ile başlayan kelimelerde de genellikle “k-g” dönüşümü görülür. Bu tür kelimelerde “k” harfini takip eden sesli harf önemli değildir. Örneğin: geçkin-geçgin, kaçkın-gaçgın, bıçkın-bıçgın, laçka-laçga , şapka-şapga, tepki-tepgi, suskun-susgun, baskın-basgın, askıntı-asgıntı, şaşkın-şaşgın, keşkek-keşgek, şişkin-şişgin, kuşku-guşgu, konuşkan-gonuşgan, çalışkan-çalışgan, bitkin-bitgin, tutkun-(tutgun) dutgun gibi.

İkilenen “k” harflerinde de ikinci “k” ler “g” ye dönüşür. Örneğin: dikkat-dikgat, şakkadak-şakgadak, Rikkat-Rikgat gibi.

k-g” dönüşümlerinde değiştirilen kelimeler içinde vurgulanmayan harfler varsa bu kelimeler uzatılarak söylenir. Örneğin: kalmış-galmış-gamış (“l” vurgulanmadığından “a” uzatılarak okunur), halbuki kamış-gamış dönüşümünde herhangi bir harf uzatması söz konusu değildir.

Konuşurken sözcük içindeki veya sonundaki “r” ler, “ğ-ğı-ği”ler, “h” ler ve “l” ler pek vurgulanmaz. Örneğin; neler-nele, alır-alı, geliyorum-geliyom, geleceğim-gelecem-gelcem, bahsetme-basetme, merhaba-meraba, bahşiş-başiş, bakakalma-bakagama, geldin mi-gedin mi şeklinde söylenir. Vurgulanmayan harflerden önceki harfler uzatılarak söylenir. Örneğin: Ahmet-Amet de olduğu gibi (“h” harfi vurgulanmadığından “A” harfi uzatılır).

j” harfi ise genellikle “c” ye dönüşür. Örneğin: jurnal-curnal, jop-cop, oje-oce gibi.

Konuşma dilinde “ö” harfi ile başlayan kelimelerde ikinci ve üçüncü harfler sırasıyla “ğr” ve “ğl” ise genellikle “ğ” vurgulanmaz. Örneğin: öğretmen-öretmen, öğrenci-örenci, ağrı-arı, öğle-öle, öğlenci-ölenci, oğlak-olak gibi. Bu durumlarda da vurgulanmayan “ğ” harfinden önceki harf uzatılarak (sanki aynı harften iki tane varmış gibi) söylenir. İlk hece “ğ” ile bitip ikinci hece “r” harfi ile başlarsa “ğ” harfi vurgulanmaz. Örneğin: uğraş-uraş, ağrıma-arıma gibi.

Kimi kelimelerde de “y” harfleri vurgulanmaz. Örneğin: söyleşi-söleşi, söylev-sölev gibi.

 

  • Not 1: Listemizde genellikle yöremize has söyleyişler yer almakta yukarıdaki kurallara uyan kelimelerin tamamı listemize dahil edilmemiş, bazı örneklemelerle yetinilmiştir. 
  • Not 2: Bir de yöremize has bir ses vardır ki (“ng” arası bir ses), bu sesin karşılığı olan bir harf alfabemizde mevcut olmadığından; bu harfi temsil eden yerlerde “n” harfine yer verilmiştir. Örneğin: sonunda kelimesindeki ilk “n” harfi yerine bu sesin temsil edildiği bir harf veya işaret kullanılması gerekirdi. Başka örnekler vermek gerekirse bana, gedin (geldin), vedin (verdin)  kelimelerindeki “n” harflerinin telaffuzunda da bu sese yer verilmelidir. Ancak bu ses bütün “n” ler için geçerli değildir. Vurguyu yerinde görmek gerekir.  Bu sesi örneklemek gerekirse lütfen aşağıdaki ses dosyasını dinleyiniz.
 

A

aba                                     abla

abanma                               bir şeye veya birine belli bir güçle yaslanma

acans                                  haber

acar                                    besili

acık                                    azıcık

adı batasıca                         bir beddua deyimi

afilli                                    afili, cakalı

aga                                     abi

aganın                                 abisinin

ağdırık                                dengesiz, bir yana eğilmiş, kaymış

ağız                                    yeni buzağılamış inekten sağılan koyu kıvamlı ve sarımtırak ilk süt

ağmak                                1. hayvan sırtına yüklenen yükün bir tarafa yatması2. tepenin arkasına dolanmak

ağnanma, annanma              hayvanların yatarak ve sırtlarını yere sürterek kaşınma işlemi

ahretlik                               arkadaş, kardeş kadar yakın olan kişi, özellikle kadınlar kullanır.

akbak                                 bembeyaz

akdarma                             aktarma, altını üstüne getirme

alacagarga                          saksağan, alacakarga

alaksız                                ahlaksız

alat                                     ahlat

alerci                                  allerji

aletdirik                               1. el feneri, 2. elektrik

alma                                   elma

amel                                   ishal

ameliyet                              ameliyat

Amet                                   Ahmet

anadut                                buğday sapı yüklemeğe mahsus ikisi altta biri üstte üç kollu alet

anca                                   ancak

andaval                               ahmak

annaç                                  karşı taraf

annaçda                              gözle bakılan istikamette, karşı tarafta

annama                               anlama

annamak                             anlamak, bakmak, gözlemek

annamamak                        anlamamak, aldırış etmemek

annaşma                             anlaşma

annayış                               anlayış

annı şannı                            anlı şanlı

apandis                               apandisit

apbap                                 ahbap

apdeslik                              el yüz yıkama yeri

Apdılla                                 Abdullah

apıldamak                           çocuğun emekleyerek yürümeğe başlaması

apıştı kaldı                           şaştı kaldı

ara name                            ara nağme

araz                                    ahraz

ardılma                               üzerine çullanma

arı govanı                            arı kovanı

arı                                      ağrı, sancı

armıt                                   armut

artiz                                    artist

asger gaça                          asker kaçağı

asger oca                            asker ocağı

asger                                  asker

asvat                                  asfalt

asvata çıkma                       yola çıkma (çocuklara ikaz veya birini beklemek için yol kenarına varma)

Aşa                                     Ayşe

aşa malle                            aşağı mahalle

aşa yuka                             aşağı yukarı

aşa                                     aşağı

aşam                                  akşam

aşamcı                                akşamcı

aşap                                   ahşap

aşık atmak                          birine özenip onun gibi yapmak, yarışmak

aşlamak                              üzerine su ilave etmek, aşı yapmak (ağaç için)

at sine                                 at sineği

ataş basmak                        bunalmak, sıkıntı basmak

ataşlanma                           ateşi çıkma, ateşlenme

ateş böce                            ateş böceği

atmış                                  altmış

atmışaltı                              kağıt oyunu

avıl                                     ağıl, koyun-keçi barınağı

avırşak                                yün eğirmekte kullanılan elde çevrilen tahtadan alet

avırşaklanma                       kız çocuklarında göğüslerin belli olmaya başlaması

avıtmak                               oyalamak, aldatmak

avla                                    çalılarla yapılmış sınır

ayak yolu                            tuvalet

aycık                                   azıcık

aydın                                  ayçiçeği

aydışma                              münakaşa etme

aze                                     kibrit

azı (ağzı) havalı                   kendini beğenmiş

azı (ağzı) pek                       sır vermeyen, ketum

azınsamak                           az görmek

B

bacalık                                baca kenarında ufak tefek şeylerin konulmasına müsait yer

baçe, baça                           bahçe

badak                                 hayvanların iğdiş edileni

badılcan                              patlıcan

barmak                               parmak

barsak                                bağırsak

baya                                   oldukça, çok

baynımak                            gelişmek, büyümek

bazlama                              Evde pişirilen ekmek

beddedek                            aniden, saygısızca, dangalakça

bekar                                  aylıkla çalışsan yatılı işçi

belenmek                            bulaşmak

belleme                               toprağı bel ile işleme

bendetmek                          sahiplenmek

benildeme                           aniden uyanmak, sayıklama 

benildemek                          uykuda iken korkmak(sıçramak)

beriberi geme                      üstüme üstüme gelme

berkitmek                            burkulmak

beygir                                 at, kısrak

bıçkı                                    testere ağızlı, cepte taşınabilen budama bıçağı

bıdak                                  budak

bıdımıcık                              küçücük

bıgımık                                azıcık, birazcık

bıldır                                   geçen yıl, bir yıl önce

bıtırak                                 dikenli bir otun dikeni

bıza                                    buzağı

bızıklamak                           şuursuzca sağa sola atlamak, koşmak (argoda parmak atmak)

bızlamak                             doğurmak, yavrulamak (inek için)

bi de ne görem                    bir de ne görelim

bi o gada                             bir o kadar

bi ta                                    bir daha

bi                                        bir

bilader                                birader, erkek kardeş

bile daşı                              bileği taşı

bilmen ki                             bilmem ki

bire bire                              birer birer

bişe omaz                            bir şey olmaz

biycik                                  biricik, bir tane

biz                                      iğne ile dikilmesi zor dikişlerde iğne delikleri açmak için kullanılan sivri uçlu ince çivi takılı ahşap saplı alet

boça                                   bohça

boğuz etmek                        eziyet etmek

bonduruk                             boyunduruk

bostan                                 1. bahçe, 2. kavun-karpuz’un ortak adı

boş böğür                            göğüs boşluğunun alt kısmı

boylu                                  1. boyu uzun, 2. hamile

boz                                     1. kül rengi, gri; 2. sürülmemiş, ekilmemiş toprak

bozukluk                             bozuk para, küçük meblağlı madeni para

böber                                  biber

bödelek                               böbrek

böğür                                  vücudun yan tarafı

börtme, börttürme                biber, patlıcan gibi sebzeleri mangalda közleme

böyün                                 bugün

bulama                                pekmez ağdası

bulduda bunuyor                  bulduğunu beğenmeme

bungun                                sıkıntılı

buva                                   baba

buyday                                buğday

buynuz                                boynuz

buzağı yalamış gibi               saçını ıslatıp yatırarak tarayan kişi.

bük                                     çeltik tarlalarının toplu bulunduğu tarla

bürlemek                             örtmek

büzgülü                               iple bağlanmış

büzük                                  1. büzülmüş, 2. anüs, 3. (halk dilinde) yiğitlik, cesaret

C

canavar                               kurt

car car bağırmak                  birine kavga edermiş gibi bağırmak

carcur                                 tabanca şarjörü, 2. fermuar

cavır                                   gavur, kafir

cember                               eşarp

cenderme                            jandarma

ceyran                                elektrik

cıbıl-cıscıbıl                          hiçbir şeyi yok.

cıdavı                                  aksi kişi

cılk                                     bozuk, içinde ölü civciv bulunan yumurta

cımbıldak                             sütü bozuk, ahlakı bozuk

cımbıldaklık etmek               kaypaklık etmek

cımbıldatmak                       çalkalamak

cıngık                                  huysuz

cırmalamak                         tırmalamak

cızlavat                               lastik ayakkabı

cicik                                    yeni bitmiş ekin

cilet                                    jilet

cimcik                                 evde yapılan fiyonk makarna

cimdik                                 çimdik

civci                                    civciv

ciyer                                   ciğer

ciyersiz                               ödlek, korkak

cizme                                  çizme

colluk                                  hindi

cortlak tavuk                       kuluçkadaki tavuk

coruk                                  hindi

cozurdama                          sıcak yüzeylere veya yanmakta olan kömür, odun vs üzerine su döküldüğünde çıkan sese verilen ad,

cozutmak                            tadını kaçırmak

cumur                                 cumhur

cumurbaşkanı                      cumhurbaşkanı

cumuriyet                            cumhuriyet

curu                                    sulu, katı olmayan

curutmak                             sulandırmak

Ç

ça dışı                                 çağ dışı

ça                                       çağ

çabıt                                   bez parçası

çakıldak                              ishal olmuş koyunların yünlerinde biriken kir tortusu

çala                                    çağla

çalmak                                sürmek ( koku, yağ )

çamır                                  çamur

çamırlı                                 çamurlu

çatal iyne                            çengelli iğne

çatma                                 1. birisine sataşma, 2. semer iskeleti

çatmak                                giden birisine ya da sonradan başlanan bir işte öndekine yetişmek

çavış                                   çavuş

çebiş                                   1 yaşında keçi yavrusu

çekel                                   pulluk demiri temizlemeye yarayan ve üvendirenin nodulsuz ucunda bulunan kazıyacı demir düzenek

çekelez                               sincap

çekik                                   çekirge

çekişmek                             azarlayarak nasihat vermek

çelgi                                    kalemtraş

çepel                                   sap saman karışık hububat

çepelli                                 içinde çöp parçaları olan, karışık

çerçi                                   köy köy gezen seyyar bakkal

çerçi                                   seyyar satıcı

çevre                                  işlenmiş beyaz mendil

çevreleme                           etrafını oyalama

çezgi                                   dokuma ipi

çığı                                     öküz arabalarının kasalarını yükselten yan çıtaları

çığırmak                              bağırmak, seslenmek, türkü söylemek

çıkı                                     mendile benzer bez parçası.

çılıngı                                  yanan odunlardan etrafa fırlayan közlü odun veya kabuk parçacıkları

çıra gibi                               kırmızı yüzlü sağlıklı kişi, çok kızgın

çırpı gibi                              çok zayıf

çırpı                                    iyice kurumuş, kabukları bile ayrılmış ince ağaç dalları

çıvdırmak                            fırlatmak

çıvılamak                             (mısır vb) koçandan tanelerini ayırmak

çillenmek                             küf tutmaya başlamak

çitlemik                               çitlembik ağacı ve meyvesi

çocum                                 çocuğum

çomak                                 kısa değnek

çon                                     kalça

çonsuz                                belinde pantolon durmayan

çotuk gibi                            kısa şişman kişi.

çotuk                                  meşe kökü

çölmek                                toprak tencere

çön                                     çömel

çönmek                               yarı oturmak, çömelmek

çöpür                                  kara keçi kılı

çövdürmek                          1-işemek, 2- bir taraftaki yükün ağır basarak dengeyi bozması

çul                                      genellikle kıldan yapılan kaba dokuma

çulfalık                                çul dokunan tezgah

çullanmak                            eskimek, üzerine atılmak, tebelleş olmak

çullu                                    eski püskü

çükündür                             pancar

D

dağan                                 asma sergilerinde ana taşıyıcı direk

daklaşmak                           husumet bağlamak, sataşmak

dalamak                              ısırgan otunun kaşındırması, köpek ısırması gibi anlamlarda kullanılır.

dam                                    ahır, düz çatı

dammak                              tadına bakmak

dangalak                             geri zekalı

daraba                                tahta perde

darak                                  tarak

dargamak                            etrafını açmak, dağıtmak

daş                                     taş

daşgın(su)                           taşkın (su)

davıl tokma                         davul tokmağı

davıl                                   davul

davılcı                                 davulcu

davılcılık                              davulculuk

davşan                                tavşan

dayima                                daima

debildemek                          kımıldamak

dek dur                               uslu dur

dek gele galmak                  raslantı sonucu karşılaşmak.

dellenme                             delilenme

deme                                  söyleme

dene                                   tane

deneli                                  taneli

dengi olmak                         eşit şartlarda olmak

dengim diyilsin                     dengim değilsin (şartlarımız, güçlerimiz eşit değil)

denk                                   1. eşit, 2. hayvana yüklenmeye hazır yükler

denkleştirmek                      1. eşitlemek, 2. (para için) tedarik etmek, istenen miktarı bulup buluşturmak

depik                                  tekme

depme atma                        (at, eşek, katır için) tekme atma, çifte atma

deri günü                             Pazar günü

desdi                                   testi

desdire                                testere

deste                                  biçilmiş ekinlerin bir araya toplanarak kağnıya yüklenebilecek büyüklükte hazırlanmış hali

deyus                                  karısının veya kendisine çok yakın bir kadının iffetsizliğine göz yuman kimse

dıdı                                     dığdığı, ilmek atmak

dığdılamak                           tığla yama yapmak

dıkım                                  lokma

dıkınmak                             abur cubur yemek

dırmık                                 tırmık

dırnak                                 tırnak

dibek                                  keşkek hazırlamak için kullanılan içi oyuk taş

dikelme                               ayakta durma, (mecaz) sert konuşma, karşı gelme, birine kafa tutma, dinelme

dikme                                 1. sökük tamiri, 2. dikime hazır fidan

dildombak                           şeftali

dillemek                              dedikodu etmek, kötülemek

dillenme                              1. çocuğun konuşmaya başlaması, 2. dile düşme, hakkında dedikodu yapılma

dilme                                  1. dilimlere ayırma, 2. dörtköşe kesilmiş ağaç direk

dimi                                    değil mi

dinelmek                             ayağa kalkmak, ayakta durmak

dingabak gitmek                  kafa üstüne düşmek.

dingil                                   1. tekerleklerin merkezinden geçen ve taşıtın altına enlemesine yerleştirilmiş mil, 2. (mecaz) aptal, salak, 3. taşıtlarda diransiyel

dingildek                             dengesiz, oynak

dingildemek                         sallanmak

direcen                                duvarın yıkılmaması için vurulan direk

direm                                  dirhem

direme                                ahşap evlerde dikine çakılan ağaç direkler

dişli                                     1. (mecaz) sözünü geçiren, istediğini yaptırabilen, 2. (mısır için) taneleri irileşmiş, dolgunlaşmış

diyil                                    değil

diynek                                 değnek

diyren                                 dirgen, sap atmakta kullanılan demir veya ağaçtan çatal uçlu saplı alet

diyze                                   teyze        

dizeme                                ahşap evlerde duvarı kapatan ağaç çatmalar

dokdur                                doktor

dolak                                  kaşkol

dolukma                              dokunsan ağlayacak duruma gelme

domatiz                               domates

dombay                               camız, manda.

don kesti                             güzün ekilen buğdayın çürümesi.

don ya                                (don yağı)hayvanların eritilip dondurulan içyağlarına verilen ad

doru                                    doğru

döşek                                  yatak

duragamak                          yorulmak

dutgal                                 tutkal

dükgan                                dükkan

dümbek                               dümbelek

dürmek                               katlamak

dürü                                    düğün hediyesi

düşe yazmak                       düşmeye ramak kalmak.

düve                                   1-2 yaşında inek

düyün                                 düğün

E

ebe                                     nine

ebem guşa                          gök kuşağı

ekleşmek                            musallat olmak

elenti                                  eğlenti, eğlence

eletmek                               iletmek, götürüp vermek

eliguk                                  el-hukuk, bilirkişi

eliyet                                  ehliyet

ellemi                                  ellerimi

emecen, imilcen                   kertenkele

emendirmek                        yormak

emenmek                            bir yere gelmek, varmak

emme                                 ama, amma (birine kızıldığı zaman fiilden sonra kullanılır)

eneter, ineter                       anahtar

enseri                                 10-12 cm ye kadar uzunluğunda kalın çivi

enteri                                  entari, yakasız gömlek

erezi                                   reze, kapı mandalı

erezil                                  rezil

erinme                                üşenme

erme                                   1. uzunluğu yeterli olma, 2. zamanında ulaşma

esi                                      ucu yanmakta olan ya da közlü odun parçası

esik                                    eksik

esirik                                  küstah ne yaptığını bilmez

eski toprak                          ilaç, doktor görmemiş sağlıklı yaşlılar için söylenir

eski tüfek                            görmüş geçirmiş, bilge

eskileri yıkama                    çamaşır yıkama.

espiri                                  espri

eşek baklası                        iri fasülye, bakla

eşgare                                açıktan, alenen

eşi                                      ekşi

eşir                                     ekşir

eşme                                  dere kenarındaki kaynak su

eşmek                                 bir yeri kazmak

et gafalı                               aptal

evecen                                aceleci

everme                               evlendirme

evle                                    hayvanın boynunu boyunduruğa sabitleyen yan çubuk

evlek                                  dönümün dörtte biri büyüklüğünde bölünmüş tarla

eylence                               eğlence

eyleşmek                            ikamet etmek, kalmak, oyalanmak

ezen                                   ezan

F

fakır                                    fakir

fasille                                  fasulye

fayişe                                  fahişe

fayiz                                   faiz

feldir feldir dönmek              etrafında fır dönmek.

felfecir                                çok aydınlık

Femi                                   Fehmi

fermar                                fermuar

fesat                                   kıskanç

fıçı gibi                                sağlıklı,yapılı kişi.

fıkara                                  fukara

fırıldak                                1. ekin saplarından veya kamıştan yapılıp bir sopa ucuna tutturularak rüzgara karşı tutulduğunda dönen pervaneye benzer çocuk oyuncağı, 2. dalavere

fışkın                                   ağaçta o yıl içinde oluşan sürgün, taze

fıydırmak                             atmak, fırlatmak

fıymak                                sıvışıp kaçmak

filke                                    musluk

firenk                                  kilit

fisdan                                  fistan, basmadan kadın elbisesi

fişan                                   kar fırtınası

fişdekleme                           kışkırtma

fişne                                   vişne

fokurdama                           kaynatılan sıvıların kabarcıklar çıkararak taşma derecesine gelmesi

folluk                                  tavukların yumurtaladığı yer

fostak                                 fiyakalı

fosurdama                           insan teninin sıcak yüzeylere temasında derinin su toplayıp kabarması

furna                                   pınar ağzındaki oluk

fuz                                      kuzey

fuzlacı                                 gebe davar

fuzlamak                             davarın doğum yapması

G

gabak çıkdı                          karpuzun ham çıkması

gabcık                                 küçük kabuk, mermi kovanı

gabcık gibi                           ince zayıf.

gabet                                  kabahat

gabetliyim                           kabahatliyim

gabık                                  kabuk

gacım                                  kardeşim, birbirini kardeş gibi görenler arasında küçüklere de söylenir         

gacırdama                           sürtünen yağsız yüzeylerin çıkardığı kulak tırmalayıcı ve düzensiz ses

gaç yo                                 kaç defa

gaça gurtulu                        kaçar kurtulur

gada                                   kadar

gade                                   çay bardağı

gafa kadı                             nüfus cüzdanı

gafası teng olmak                 gürültüye tahammül edememek, kafası şişmek

gak                                     meyve kurusu

galbine dammak                  içine doğmak, hissetmek

galbine dammak                  kalbine doğmak, hissetmek

galdır gavşak                       yıpranmış, her yeri dökülen,

galender                              kalender: gösterişsiz, sade yaşamaktan yana olan, alçak gönüllü kimse

gali                                     artık

galik                                   kopçalı naylon sandalet

galtak                                 kötü kadın

gamadı                                kalmadı

gamaşmak                          ekşi bir şey yendiğinde diş uyuşması,  yüzü buruşmak, güneşten gözleri iyi görmemek

gambır                                kambur, beli bükülmüş

gancık                                 dönek kadın, dişi köpek

ganı burnunda                      karnı burnunda, doğurmaya yakın hamile kadınlar için söylenen bir deyim

ganı geniş                            karnı geniş: vurdumduymaz, aldırmaz

ganı genişlemek                   üzüntünün azalması

ganı yanmak                        şüphelenip üzülmek

ganı yukarı yatma                sırt üstü yatmak.

ganırtma                             laf anlatılması güç kişi

ganırtmak                            bükmek veya yerleştirmek için eğmek

gapaklanmak                       yüz üstü yere düşmek

gapbe                                 kahpe

garaaç                                kara ağaç

garabakal                            karatavuk

garagabık                            kestane

garagovuk                           baharda toplanan ve yenebilen bir ot türü

garaguş                               kartal

garaltı                                 karanlık gölge

garamık                              bir buğday hastalığı

garamık                              bir buğday hastalığı

garası gakasıcık                   bir beddua (ölüp gidesicik)

gardaş                                kardeş

gardaşlık                             arkadaş, genelde asker arkadaşlığı

garetdi                                kahretti

garez                                  kötülük

garı azlı                               karısı ağızlı: karısının ağzıyla konuşan

gari                                     artık, bundan böyle anlamında

gart                                    yaşlı

gastambolu                          Kastamonu

gaşa                                   kaşağı

gatık                                   katık

gatır                                    katır

gavat                                  karısının veya kendisine çok yakın bir kadının iffetsizliğine göz yuman kimse

gave                                   kahve, kahvehane

gavırma                              kavurma (et)

gavıt                                   üvez, ahlat meyvelerinin kurutulup öğütülmesinden elde edilen kahveye benzer toz, kavurulmuş nohuttan elde edileninin rengi sarımsıdır.

gavi                                    dayanıklı, güçlü

gavilleşme                           sözleşme, söz birliği etme, anlaşma

gavlak                                 toprak veya deri kavlaması

gavlamak                            bir şeyin kabuğunun soyulması

gavşamak                           gevşemiş, kullanılmaz hale gelmiş

gavut gibi                            tatsız tuzsuz.

gayıl olmak                          kail olmak: kabul etmek, rıza göstermek

gayın                                  kayın birader

gayınna                               kaynana, kayın valide

gayır gayır                           çok fazla, fazla kaynamış

gayış                                   kemer, uzun ve şerit halinde kesilmiş kösele

gayış gibi                             çok kirli, üzeri kir tabakasıyla kaplı

gaykılmak                           sırtını duvara verip yaslanmak

gayme                                kağıt para

gaynata, gayınta                  kaynata, kayınbaba

gaysı                                   kayısı

gazıycak                              hamur teknesini kazıyan yassı, ucu keskin demir

geberesicik                          bir beddua

gebeş                                  karnı şiş

gedi mi                                geldi mi

gediydi                                geldiydi, geldi idi

gege                                   ucu çengelli sırık

gelberi                                fırın temizleme aleti, nal çakılacak ayak tırnağını düzeltmeye yarar keskili alet

geleyazdı                             neredeyse geliyordu

geme sıçanı                         büyük tarla faresi

gergi                                   ip, kayış, tel vb.ni gerginleştirme işinde kullanılan araç

gesingeri                             gerisingeriye, geldiği gibi gitme

gever                                  arktan tarlaya su alınan oyuk

gevremek                            1. Kolay kırılır hale gelmek, 2. ekinlerin olgunlaşması

gevşeme                             1. yumuşama, 2. sertliğini kaybetme, 3. iş yapma gücünde azalma, 4. cıvataların sökülme yönünde oynaması, diş kaçırması

gı                                        kadınlar arasında hitap

gıbış gıbış                            yavaş yavaş geliyor.

gıcık olmak                          karşısındakinin davranışlarından, sözlerinden rahatsız olmak, sinirlenmek

gıcık                                    1. boğazda duyulup aksırtan, öksürten yakıcı kaşıntı, 2. bir koyun cinsi, 3. sözleriyle, davranışlarıyla karşısındakini kızdıran, sinirlendiren, sıkan kimse

gıcır                                    1. yeni 2. (işler-keyifler gıcır) her şey yolunda

gıdaklatma                          (argo) yalvartma

gıdıgıdına yetmek                 zar zor yetmek

gıdım gıdım.                         ağır ağır,azar azar

gıkırdak                               kavrulmuş karın yağı

gılçan                                  keçi kılından yapılan yer yaygısı

gıli gıli                                 koyun, keçi boku

gımıl gımıl etmek                  yavaş yavaş,ağır ağır hareket etmek.

gımıldamak                          kıpırdamak

gındap                                 biraz kalınca ip

gıra                                     kırağı

gıramper                             küçük krem kutusu

gıran girmek                        hepsi ölmek

gırgombak gitmek                aniden düşmek, çuval gibi yığılıp kalmak

gırıntı                                  ufalanmış ekmek, kışlık odun için baharda budanıp kuruduktan sonra sonbaharda taşınan çam odunu

gırışmak                              kafa kafaya tokuşmak, tos vurmak

gırıvesin                              kırıversin

gırklık                                 yün kırkmakta kullanılan kanatları ayrılabilir makas

gırma                                  melez

gırnata                                zurna

gısır                                    kısır, döl vermeyen

gıstırmaç                             iki bisküvi arasına konularak yenen lokum

gışalamak                            tavuklar için kovalamak

gıvgıdı çalmak                      çok üşümek, dişleri birbirine vurmak

gıvıl gıvıl                              çok fazla miktarda ve yerinde durmayan

gıyamet gibi                         pek çok, çok fazla.

gıybet                                 çekiştirme, yerme, kötüleme

gıygıdı                                 oyuncak keman

gıyır gıyır                             çok küçük parçalara ayrılmış, kurtlanmak, kurt kaynamak

gıymatlı                               kıymetli

gızanlamak                          çiftleşmek isteyen dişi köpek

gızıyo                                  kızıyor

gicirgen                               ısırgan otu

gidem bari                           yapacak başka bir şey yok gidelim artık.

gidişmek                             kaşınmak

gitcek                                  gidecek

gitdile                                  gittiler

gocana                                amca eşi, yenge

gocava                                amca

gocuk                                  deri ceket, kaban

gocunma                             alınma, çekinme, kaçınma

gonç                                   çorabın topuk kısmı

gonu gomşu                         konu komşu

gopca                                  1. çuvalın tutacak yeri, 2. agraf

gorcu                                  köy bekçisi, korucu

govan                                 arı kovanı

govcu                                  laf getirip götüren, dedikodu yapan

govuk                                 ağaç oyuğu

goygoycu                            1. (mecaz) dilenci, 2. boşu boşuna, bilgisiz olarak, gereksiz yere çok konuşan kimse

göcen                                  tavşan yavrusu

göde                                   şişman.

gök                                     olgunlaşmamış meyve

gökdon                                kadınların sokakta giydiği oldukça bol don

gökgörmedik                       görgüsüz, birşeyden anlamayan, malını herkesten esirgeyen

gökgözlü                             saflık eden, enayi

gökyeşil                              kertenkele

gölle                                   dövülmüş buğdayla yapılan sulu bir yemek

gönü dönmek                       midesi bulanmak.

gönül goma imi                    gönül koyma olur mu

gönülleme                           gönlünü alma, kırgınlığını giderme

gönüllenme                          alınma, gücenme

gönüm döndü                       midem bulandı

gövermek                            yeşermek

gövermek                            yeşermek, yeşil renk almak

göynek                                1. kadınların elbise altına giydiği üstlük, 2. erkeklerin giydiği uzun gecelik

gözel                                   güzel

gözemek                             şişle yama yapmak

gözer                                  iri gözenekli kalbur

gubarmak                            başkasına güvenip cesaret taslamak

gubaşık                               karşılıklı iş yapmak, aynı evden kız alıp aynı eve kız vermek

gudurasıcık                          (kudurmak) beddua

gulak tözü                           kulağının arkası.kuzluk vakti.seher vakti.

gumbar                               bumbar: büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kalın bağırsağı.

gumbül                                patates

gunnamak                           kedi, köpeğin doğurması

gurba                                  kurbağa

gurklama                             kuluçkaya yatma

gursak                                mide, karın

gursana bi lokma girmedi      (kursağına bir lokma girmedi) (insan için) hiç yemek yemedi, çok aç

gurtlanmak                          kurt kaplamak

gurum satma                       caka atmak, havalı olmak

gusmuk                               istifra eden kişinin çıkardığı şey

guş ekme                            madımak, kuş ekmeği

guş lastiyi                            sapan, kuş lastiği

guşluk                                 sabahla öğle arası vakit

gübür                                  gübre

gücü gurumak                      üzülmek

gücük                                  kısa, boyu kısa olan

güdü parası                         çoban parası.

güğüm                                yandan kulplu, boynu uzun, genellikle bakırdan su kabı

güme                                  üstü toprakla örtülü basit baraka

gümleme                             patlama sesi

gün ağdı                              güneş battı

günülemek                          kıskanmak

gürlek                                 çağlayan, fışkırarak akan kaynak suyu

güzine                                 soba

H

habar atmamak                   konuşmamak,küsmek.

hacet                                  ihtiyaç, gereklilik

Haçca                                  Hatice

hadi                                    haydi

hadindi                                (haydindi) çabuk olun, acele edin anlamında bir söz

hakına                                 1-2 yaş arası yavrulu keçi

hakırdama                           gülme, kahkaha atmamak için kendini zorlama

hakırdamak                         kıkır kıkır gülmek

Halibirem                             Halil İbrahim

halka                                  1. çember, 2. köylerde yapılan simide benzer unlu mamul

hamamcı olma                     düş azması hali

hamamlık                            yatak odasında bulunan dolap gibi kapaklı yıkanma yeri

hambar                               ambar, tahıl deposu

hambara guymak                 ambara tahıl boşaltmak

hamır işi                              hamurdan evlerde yapılan gıdalar

hamır                                  hamur

hamlama                             kasların gevşekleşmesi, uzun süre kas gücü gerektiren iş yapmama

hamsin                                erbainden sonra gelen, 31 Ocakta başlayan elli günlük kış dönemi

hanertesi                             salı günü

harar                                  çoğu kıldan dokunmuş, büyük çuval

harık                                   sebze ekilen yolak

harman sonu                       1. harmandan arta kalan toprakla karışmış tahıl, (zaman) hasattan sonra

hasitlik etme                        hasetlik etme, çekememezlik

haşaş                                  haşhaş

haşindi                                şu anda

hatıl                                    kalın ve uzun çivi

hatıl gibi                              çok soğuk

havale                                 1. gönderi, 2. yüksek ateş

havaleli                               gereğinden çok yüksek yüklenmiş

havız                                   hafız

havız                                   havuz

havsala                               (mecaz) zihnin bir şeyi anlama ve kavrama yetisi

hayal-meyal                        belli belirsiz, açık seçik olmayan

hayat                                  avlu, evin duvarla çevrili geniş girişi

haybe                                 boş, işe yaramaz, anlamsız iş

haybeci                               işsiz güçsüz, bedavadan geçinen kimse

hayda                                 1. hayvanları harekete geçirmek için kullanılan söz, 2. şaşkınlık belirten bir söz

haydama                             çekip gitme, defolup gitme

haydamak                           1. defetmek, kovmak, 2. çifte koşulan hayvanları dehlemek

hazetme                              hazzetme, hoşlanma, sevme

heder olma                          karşılığını alamama, boşa gitme, ziyan olma

hemşeri                               hemşehri, memleketli, (hey arkadaş şeklinde de kullanılır)

her dayim                            her zaman

herek                                  ağaç üzerindeki üzüm asması

hergele                               1. binmeye veya yük taşımaya alıştırılmamış at veya eşek sürüsü, 2. terbiyesiz, görgüsüz kimse

herif                                    1. güven vermeyen, aşağı görülen, bayağı kimse, 2. (halk ağzı) koca

herkeş                                herkes

hevle                                  helva

heybe                                 at, eşek vb. binek hayvanlarının eyeri üzerine geçirilen veya omuzda taşınan, kilim veya halıdan yapılmış iki gözlü torba

hık mık etme                       tereddüt gösterme, çekingen davranma

hımpalama                          silkeleme, sarsma

hınkırmak                            burnunu temizlemek, sümkürmek

hıra                                     küçük

hırca                                   küçük

hırcacık                               küçücük

hırlı                                     1. (olumlu) işinde doğru, uslu, iyi kimse, 2. (olumsuz)yaramaz, şımarık, kötü kimse

hışdamamak                        ses çıkarmamak

hışıldama                             rüzgarın ormanlık alanlarda çıkardığı ürperti veren ses

hışırtı                                  yaprakların veya çalıların birbirine sürtündüğünde çıkardığı ince ses

hora geçe gadı                     çok işime yaradı, çok makbule geçti

hora geçme                         beğenilme, hoşa gitme, makbule geçme, kendisine verilen kimsenin çok işine yarama

horsunmak                          boş bulunmak, hafife alıp yanılmak

horuz                                  horoz

humayın                              yumuşak bez

hüngürdeme                        yüksek sesle ve hıçkırarak ağlama

I

ıbrık                                    ibrik

ıccak                                   sıcak

ıfak                                     küçük

ıkıl ıkıl                                 soluk soluğa

ıpıçcak                                sımsıcak

ıradyo                                 radyo

ıramet                                 rahmet, yağmur

ırat                                     rahat

ıratsız                                  rahatsız

ırgalama                              ilgilendirme

ırgatlık                                harman zamanı

Irmazan                              Ramazan, ramazan ayı

ırza                                     rıza

ısıtma                                  (halk ağzı) sıtma

ıska                                    1. isabet ettirememe, hedefi tutturamama, 2. ekime hazır küçük soğan

ıslama                                 (yerel ağız) soğan, kıyma, pirinçle hazırlanarak ekmek parçaları üzerine dökülerek yenen sulu yemek

ıslatma                                1. ıslak duruma getirme, 2. ( argo) dayak atma, 3. (argo) mutlu bir olayı yeme içme ile kutlama

ışıma                                   aydınlanma (hava ışıdı: hava aydınlandı)

İ

İbirem                                 İbrahim

içine dammak.                     sezinlemek.

içirik gibi                             çok kirli.

içirik                                   yastık içine doldurulan çul, çabut

içlenme                               1. içli bitkilerde tanelenmek, iç tutmak, 2. (mecaz) kimseye belli etmeden bir şeyi kendine dert etme, duygulanma

idare lambası                       içine gazyağı doldurulan ve ağzında fitili bulunan küçük aydınlatma aracı

ifil ifil                                   rüzgar ifıl ifil esiyor.

ikircikli                                kuruntulu, tereddütlü, şüpheli

ilayatcı                                ilahiyatçı

ilazım                                  lazım

ileçber                                 rençber

ilen                                     leğen

ilikmeç atma                        ipi çözülmeyecek şekilde düğümleme

ilimon                                  limon

ilistir                                   kevgir, süzgü

ilkin                                    ilkönce

ilkindi                                  ikindi vakti

ilkyaz                                  ilkbahar

iltimas                                 haksız yere kanunlara uymaksızın kayırma, arka çıkma, göz yumma

imanna                                bir sürü, çok

imik                                    boğaz

İmin                                    Emin

İmine                                  Emine

imtan                                  imtihan

ince hastalık                        verem

ince ya                                dikiş makinesi, silah vb yağlamakta kullanılan yağ

ineter                                  anahtar

ineterci                                anahtarcı, çilingir

ingin                                   alçak yer

inme                                   felç

inne                                    iğne

inneci                                  iğneci, iğne vuran kişi, sağlıkçı

ipek böce                            ipek böceği

ipil ipil                                 rüzgarın hafiften esmesi.

ireçber                                rençper

iresim                                 resim

irezil                                   rezil, sefil

iryat                                    ürün, mahsul

isan                                    insan

isdiram                                istirham (rica)

İsmil                                   İsmail

istida verme                        dilekçe ile müracaat etme

istifar                                  istiğfar

işkil                                     şüphe

işkillenme                            şüphelenme

işkilli                                   şüpheli, tereddütlü

işlik                                     gömlek

işlim güşlüm                        başka işi bırakıp o işe zaman ayırmak

itdirse                                 itdirseği, arpacık

iti                                        çok tatlı

itiyar                                   ihtiyar

itvaye                                 itfaiye

ivecikli                                aceleci

ivil ivil                                 eli işe yatkın

ivinti                                   dökülen tanelerin yerden toplanan kısmı

ivitleme                               1. tek tek taneleri toplama, 2. ayıklama

iyce                                    iyice; çok, neredeyse tamamen

iycene                                 iyicene; tam olarak, adamakıllı

K

kelek çıktı                            olmamış ham kavun.

kelem                                 lahana

kerat cetveli                        çarpım cetveli

kese                                   kısa, kestirme

kesene                                götürü, toptan iş

keş                                     kurutulmuş ayran topağı

kırı                                      eşek yavrusu, genç katır

kikirdemek                          gevrek gevrek gülmek

kirez                                   kiraz

kirkit                                   çuval ve kilim dokurken kullanılan ağaçtan yapılma demir dişli aygıt

kölü                                    köylü

kömüş                                 manda, camız

kösül kösül                          nefesi kesilmiş halde

kösülmek                            takatsiz kalmak, yorulmak

kösülmek                            yorulmak, nefes nefese kalmak

kösüre taşı                          bıçak bilemeye yarar biley taşına benzer taş

kösürelik                             kösüre taşlarının çok bulunduğu yer

köv                                     köy

kupa                                   bardak

kübür                                  gübre, hayvan pisliği

kücü                                   bez dokuma tezgahında gerili ipleri indirip çıkaran aygıt

küllük                                  çöp dökülen yer

kümük                                basık, küçük burun

künge                                 toz, pislik.

kür üzümü                           böğürtlen, tilki üzümü

kür                                     böğürtlen çalısı, dikenli çalı

kürtün                                 kar yığını

kürümek                             kar temizlemek

küskü yemek                       mecaz: dayak yemek

küskü                                  taşa veya duvara delik açmak için kullanılan uzun, ağır ve bir ucu sivri demir

L

labali                                   laubali

laf gavıtlamak                      lafı değiştirmeye uğraşmak

laf satmak                           laf etmek, dedikodu etmek

lakayıt                                 lakayt

lire                                      lira

M

macır                                  muhacir

makana                               makarna

makeme                              mahkeme

malim olmak                        içine doğmak, hissetmek

malim                                 muallim

Mamıt                                  Mahmut

mana bulmak                       ayıplamak

mancar                               ilkbaharda çalılar arasında yetişen yabani pancar bitkisinin yapraklarına verilen ad

mandız                                maltız, bir çeşit yuvarlak mangal

mangır                                bozuk para

mankafa                              kalın kafalı, geç anlayan

mapisane                            mahpushane, hapishane

mapise düşmek                    hapse girmek

mapislik alma                      hapis cezası alma

mapislik                              hapislik

mara                                   mağara

marıl                                   marul

masıra                                masura

masül                                  mahsul

matra                                  matara

mayasıl                               egzama

mayıs                                  yaş hayvan pisliği

mayışmak                           uyuşuk olma

maza                                  mağaza

mazlım                                uslu, uysal

meccane                             bedava, ücretsiz, sudan ucuz

mekdup                               mektup

melmel bakma                     avanak avanak bakma.

Memedeli                             Mehmet Ali

Memet                                 Mehmet

memneket                           memleket

meraba                               merhaba

merdimen                            merdiven

meremet                             merhamet

mesayi                                mesai

mesel satmak                      masal anlatmak

mesel                                  masal, uydurma hikaye

meşaggat                            yoğun zorlu iş

metameli                             hemen alınan, kırılgan

metlemesine                        bir ağacın uçlarını 45 derece açı ile kesmek

mevzek                               boşboğaz, ağzında bakla ıslanmaz

meymenetsiz                       sevimsiz, gudümsüz

mezba                                 mezbaha, kesimevi

mezer                                 mezar

mezerlik                              mezarlık

meziro                                mezura: terzilikte ölçü almak için kullanılan, genellikle 1,5 m uzunluğunda bezden şerit metre

mık                                     hayvan nallamakta kullanılan kalın başlı çivi

mıkdar                                muhtar

mıkmak                               sıkmak, boğmak

mındar                                mundar (etinin yenmesi haram hayvan)

mırık                                   ufak tefek

mısmıl                                 musmul (mundar olmadan (ölmeden) kesilen hayvan)

mışamba                             muşamba

mıymıntı                              yapışkan, hoşlanılmayan kimse

mızıldak                              durmadan ağlayan, şikayet eden

mineccim                             müneccim

minemme                            galiba

mintan                                gömlek.

misevir                                misafir

misir                                   mısır

miymenet                            meymenet: uğur

mumbar                              et sucuğu

mundar                               kesim yapılmadan ölen hayvan, kirli, pis

musmul                               ölmeden kesilen hayvan

mutaç                                 muhtaç

müzevir                               haber getirip-götüren, dedikodu yapan

N

nadim omak                        pişman olmak

nalbır                                  nalbur

nalet                                   lanet

namazla                              seccade

namıs                                  namus

namıssız                              namussuz

namlu                                 tırpanla biçilmiş buğdayların tarlada uzunlamasına toplanması

napasa                                ne yaparsa

ne gıballı                             neyin nesi

nişannandı                           nişanlandı

nişannı                                nişanlı

nüzül                                   inme

nüzül                                   felç

O

ocaklık                                köy evlerinde şömine benzeri, ekmek ve yemek pişirilen yer

ocaklık                                ateş yakılan yer şömine

okumak                               düğüne davet etmek

okuncu                                düğüne davet edilen kişi

olcak                                   olacak

oldu ocak                            oldu olacak

olur omaz                            olur olmaz

omalı                                  olmalı

ombeş                                 onbeş

omca                                  eğri büğrü kesik ağaç gövdesi, omaca

oyulganmak                         karıncalanmış gibi içten içe yanmak, kıvrılarak hareket etmek, yılanvari

Ö

öbül öbül gelmek                  gayretli, nefes nefese gelmek.

öbüldemek                          emekler biçimde yürümek

öcül öcül bakmak                 saf ve dikkatli bakış ( çocuklar için )

öküz arabası                        kağnı

öle namazı                           öğle namazı

öle yime                              öğle yemeği

öle yime                              öyle yeme

öle                                      öyle

örende                                bir, bir buçuk metreye yakın uzunlukta ucu çivili sopa, nodul, üvendire

öretmen                              öğretmen

ösürük                                öksürük

ösüz                                    öksüz

öşertme                              1. abartma, 2. çocuğun çişini altına sarılan bezin dışına kadar taşırması, çok çiş yapması

öşertmek                             abartarak anlatmak

ötürmek                              hayvanın ishal olma hali

P

palaz                                   keklik yavrusu

palazlanmak                        durumun iyileşmesi, gelişmek

paleze                                 paluze (nişastalı, şeker ve meyveli tatlı)

pamık ya                             pamuk yağı

pamık                                 pamuk

pazı                                    bazlama yapmak için kesilen hamur topağı

pekemek                             kapatmak engellemek 

peket                                  paket

pendir                                 peynir

peşgir                                 havluya benzer bez dokuma

pılıpırtı                                 yatak-yorgan eşya.

pırtı                                     giyim eşyası

pısmak                                sinmek, saklanmak

pıtırtı                                   çok hafif gürültü

pıyır pıyır giyinmek               çabuk çabuk giyinmek.

pilit                                     palamut, meşe palamudu

pipiriklenme                         kuruntulu, vesveseli hale düşmek

pirelenme                            şüphelenme

pislaç                                  toprak saç üstünde bazlamayı çevirmeye yarayan tahta kürek

pontul                                 pantolon

porasa                                pırasa

porum                                 caka satma

porum-porumcu                   palavra-palavracı

poyra                                  suyun aktığı yer

pörtlek                                normalden büyük, acayip gözüken göz vb.

pösteki                                yünlü, koyun-keçi derisi

purç                                    ağaçların üstünde asalak olarak yetişen ökse otu

R

ramet                                  rahmet, yağmur

rametli                                rahmetli

S

sa galısam                           sağ kalırsam

san                                     sahan, metal tabak

saba                                   sabah

sabaliyin                              sabahleyin

sabın                                   sabun

sabınnama                           sabunlama

sabınnı                                sabunlu

saccak                                sacayak, demirden üç ayaklı tencere altlığı

sadeya                                tereyağ

sadıç                                   sağdıç

Sadılla                                 Sadullah

sal                                      cenaze taşımak için kullanılan dört kollu ağaç

salamır                                salamur

Sali                                     Salih

salma salmak                      imece iş için gelemeyenlerden toplanmak üzere belirlenen ücret

salma                                  1. köy giderleri için toplanan para, 2. çocuk sallamaya yarayan tavana asılı bir çeşit beşik

saman çuvalı gibi                 şişman ama güçsüz kişi.

saman kafa                         aptal

samıt                                  dilsiz, kulağı duymayan

samsak                               sarımsak

sandale                               sandalye

sapa                                   tenha, ıssız

sapıtma                               şaşırma

satekar                               sahtekar

satiyan                                ayakkabı veya semer yapımında kullanılan deri

savınma                              savunma

savır                                   1.savur, 2.sahur, 3.sağır

savırgan                              savurgan

savutturmak                        atıp fırlatmak

saya                                   ağıl

sayip                                   sahip

sebet gibi                            olduğu yere çakılı gibi oturma, kalkmaya niyeti olmama

sebet                                  sepet

seç                                     harmandaki savrulmuş tahıl yığını

sentildemek                         sendelemek

sepba                                  sehpa

sergen                                evlerde tavanlara yakın raf

sergi gibi                             çokluk içerir.

sevte                                  siftah

seyitmek                             koşmak

sıhat                                   sıhhat

sıhiyeci                                sıhhiyeci

sınık                                    içi boş kof

sınmak                                yılmak, korkmak

sırım gibi                             çevik atletik yapılı.

sırtmaç                                sığır çobanı, sığırtmaç

sıyıttırmak                           belli belirsiz değerek geçmek

sibik                                    köşe, kenar, uç

sinirsek                               nemli, sert, kırılmaz

sitil                                     süt yoğurt konan bakır kap- bakraç

sivtinmek                            kararsız halde dolaşmak, bitlenmiş gibi kaşınıp durmak

siyil                                     siğil

siymek                                işemek

soğukluk                             yemek sonrası veya sohbet sırasında yenen meyve

soğulmak                            1. hayvanların sütünün kesilmesi, 2. kaynak suyunun kesilmesi

somutmak                           asık suratlı, somurtkan

son kocası, bun kocası          yararsız ikinci eş için söylenir

sona                                   sonra

sonadan                              sonradan

sovan                                  soğan

sovuk                                  soğuk

sovukgannı                          soğukkanlı

söbe                                   oval

söle bakam                          söyle bakalım

söleme                                söyleme

sölenme                              söylenme

söleşi                                  söyleşi

sölev                                   söylev

söve                                   kapının tutunduğu kenar, kalın sopa

söven                                  ağaçtan yapılma uzun kazık

söyletmelik                          zifaf gecesi gelini konuşturmak için güvey tarafından verilen hediye,

sura                                    sofra

suyu saılmış                         suyu kesilmiş, kurumuş

sübürge                               süpürge

sülfile                                  sürfile

Sülüman                              Süleyman

sümsük                               uyuşuk davranan, miskin, aptal, mıymıntı, sünepe, pısırık

sumsuklama                        yumruklama

sünet                                  sünnet

Ş

şakgadak                            aniden

şaplak                                 tokat

Şavgı                                  Şevki

şayak                                  yün dokuma pantolon kumaşı

şayit                                   şahit, tanık

şerli                                    şehirli

şemşiye                              şemsiye

şennik                                 şenlik

şeriyat                                şeriat

Şevget                                Şevket

şibit                                    normal yufkadan biraz daha kalın mayasız yufka ekmeği

şinci                                    şimdi

şinciye gada                        şimdiye kadar

şipdek                                 şıp diye

şirden                                 işkembenin peynir mayası olarak kullanılan bölümü

şişek                                   bir yaşından büyük dişi koyuna verilen ad

şöför                                   şoför

şöför malli                           şoför mahalli

şöret                                   şöhret

şöle                                    şöyle

şöle böle                             şöyle böyle

T

tafra                                   sinir

takaza                                 eziyet

talaz                                   kasırga, fırtına

tanış                                   tanıdık

taret                                   taharet

tapı                                     tapu

tarna                                   tarhana

tasil                                    tahsil

tasildar                                tahsildar

taşlık                                   1. taş ocağı, 2. çok taşlı yer, 3. kanatlı hayvanlarda kursak

tatalı köy                             mezarlık

taütlü                                  taahhütlü

tavlı                                    şişman, semiz

tavsımak                             hiddeti azalmak

tebelleş olmak                     sırnaşmak, askıntı olmak, rahatsız etmek

tedik                                   hızlı, acale et

tekeye gelmek                     keçinin çiftleşme arzusu göstermesi.

tellik                                   terlik

temek                                 küçük ahır penceresi

terevi namazı                       teravih namazı

terezi                                  terazi

teris                                    terhis

teris oma                             terhis olma

teröris                                 terörist

tesbik                                  tespih

tevek                                  kabak bitkisinin dalları

Tevik                                  Tevfik

teyet                                   teğet

teymen                               teğmen

teze                                    taze

tınaz                                   savrulmaya hazır saman yığını

tıpa                                     tapa

tır tır olmak                         ishal olmak

tille                                     semere açık uçlarından bağlı, yükü alttan kavrayan U şeklinde ip düzeneği.

tiyare                                  tayyare, uçak

tokaç                                  ağaçtan yapılan, çamaşır yıkamakta kullanılan araç

toklu                                   bir yaşından büyük erkek koyuna verilen ad

tombalak                             yuvarlak

tonç                                    ekili arazide toprak yükseklik

torba                                   1. küçük çuval, 2. omuzda taşınan, içine öteberi koymaya yarayan, kilim veya halıdan yapılmış tek gözlü heybe

tosba                                  kaplumbağa

tovuk                                  tavuk

tozak                                  rüzgarla yağan kar esintisi

töbele osun                          töğbeler olsun

tulu                                     dolu

tumba                                 pancar

turşumak                             yüzünü ekşitmek

tülü                                     küçük şeftali

tülümek                               kesilmiş tavuğun tüylerini yolmak, tütsülemek

tüsüleme                             tütsüleme

U

ugada                                 o kadar

uğra, unra                           ekmek yapılırken kullanılan birazcık un

una                                     ona (üçüncü tekil şahıslardan bahsederken)

unaçca                                bir güzelce, iyice, ürkütmeden

urba                                    elbise

urgan                                  hayvanların başını bağlama için kullanılan kalın ip

urup                                    3 kg.lık buğday ölçeği

usda                                   usta

uvakıt                                 o zaman, o vakit

uyuntu                                mız mız

uyvaşık uyvaşık yürümek     gönülsüz yürümek

uzunnuk                              uzunluk

Ü

üleşmek                              paylaşmak

ümük                                  gırtlak, boyun

ünnemek                             ünlemek, seslenmek, çağırmak

ünnü                                   ünlü

ürüsger                               rüzgâr

Ürüstem                              Rüstem

ürüşvet                               rüşvet

ürütbe                                 rütbe

ürüya                                  rüya

üsdünnük                            üstünlük

üslük                                   üstlük

üset                                    derhal, hemen şimdi, o saat

Üsün                                   Hüseyin

üsteymen                            üsteğmen

üşengeç                              bir işi yapmak istemeyen

ütülmek                               oyunda yenilmek, kumarda kaybetmek

üve                                     üvey

V

va                                       var

variyetli                               zengin

vatı gedi                              vakti geldi

vediği                                  verdiği

velveleye vermek                ortalığı ayağa kaldırmak

vemeden                             vermeden

verecemiz                           vereceğimiz

verese                                1.veresiye, 2. veraset

vıdı vıdı etmek                     gevezelik etmek.

vıyaklamak                          canı yanmış gibi ses çıkararak gitmek

 

Y

yanış                                   yanlış

yaba                                   saman küreği

yadannık                             haşhaş yağı çıkarılan pres, haşhaşhane

yalık                                   havluya benzer elbezi, mendil

Yakıp                                  Yakup

yal gibi                                tatsız tuzsuz.

yal                                      hayvanları pişirelerek verilen yem

yalak                                  hayvanların sulandığı su oluğu

yalamık                               çam ağacının kabuğuyla gövdesi arasındaki, yenebilen, tatlı ve sıvı madde

yalap diye gelmek                çok çabuk gelmek.

yalap yalap                          parıl parıl,ışıl ışıl.

yalaz                                   soğuk veya yağmurun bir an gelip geçmesi

yalıngı                                 alev sıcaklığı, alaz

yamık                                 yamuk

yamır                                  yağmur

yampiri                               eğri büğrü yürüyen

yamru yumru                       eğri büğrü

yanış                                   yanlış

yapcak                                yapacak

yaranmak                            sempatisini kazanmak

yarenlik etmek                     ahbapça, dostça konuşmak, sohbet etmek

yarım yarsı                          6 kg.lık buğday ölçeği

yarımna                              12 kg.lık buğday ölçeği

yarsımak                             özenmek

yarsıtmak                            heveslendirmek

yası                                    yatsı vakti, harmana toplanan ekin saplarının dövenle dövülmesi sonucu yığının sıklaşıp düzelmesi

yaslaç                                 ekmek yapılırken kullanılan yassı ağaç

yaslı                                    yassı

yasılmak                             yassı duruma gelmek

yavaçca                              yavaşça

yavı                                    ahmak, akılsız, sersem, şaşkın, münasebetsiz, tuhaf

yavrı                                   yavru

yavıklı                                 yavuklu, sözlü

Yaya                                   Yahya

yaymak                               hayvan otlatmak

yedmek                               bir hayvanı çekerek götürmek

yelbir yelbir gezmek             aylak aylak gezmek.

yellenmek                           gaz çıkarmak, osurmak

yemiş                                  incir

yence                                  hafif

yencecik                              1-hafif, 2-basit davranış içinde olmak

yepisyeni                             yepyeni

yermek                               kötülemek

yetmek                               giden birisinin arkasından yetişmek

yetti gari                             yeter artık

yımırta                                yumurta

yimbeş                                yirmibeş

yimen                                 yemem

yonga                                 kesilen, yontulan ve rendelenen odundan çıkan parçacıklar

yosa                                   yoksa

yoz davar                            erkek ve kısırlardan oluşan davar sürüsü.

yuka malle                          yukarı mahalle

yuka                                   1. yufka, 2. ince (giysi için)

yukacık                               incecik (giysi için), hafif

yumak                                1-yıkamak 2-ip topağı

yumuk                                kısık gözlü

yumuşmak                          üşüşmek

yunmak                               yıkanmak

yuntu suyu                          bulaşık suyu

yüklü                                  hamile

yüklük                                 yatak, yorgan konan gömme dolaba benzer yer

yülümek                              traş etmek, tüylerini yolmak

yüsük                                  yüzük, yüksük

Z

zaldır zuldur gezmek            amaçsız gezmek

zamannı zamansız                zamanlı zamansız

zamet                                 zahmet

zangır                                 saf, enayi, gelişigüzel konuşan

zati                                     zaten

zebil                                    çok, bol, bedava

zebze                                  sebze

zemheri                               kara kış

zencir                                  zincir

zerdeli                                 kayısı

zerdemik                             dolu ile karışık ilkbahar yağmuru

zerzevat                              sebze

zevle                                   boyunduruk yan çıtası

zevzek                                ne dediğini bilmez

zıbarmak                             yatmak, uyumak

zıddına zıddına gitmek          inatlaşmak.

zıngıldak                              sallantılı

zıngıldama                           yerinden hareket etme, dişin sallanmaya başlaması

zırıncamak                           ısrar etmek

zırtalmak                             küstahça karşı gelmek

zırzop                                  düşüncesiz, duyarsız

zibidi                                   yersiz davranışları olan kimse

zibil gibi                               çokluk içerir.

zifiri karanlık                        kapkaranlık

zilif                                     zülüf

zirat                                    ziraat

zoba                                   soba

zonklamak                           vücudun bir yerinin nabız atışı gibi, kesik kesik ağrıması

zümbül                                sümbül

 

Bu çalışmamı sevgili (rahmetli) babam Ahmet Sarmaz’a atfediyorum. Çalışmamda katkıları olan annem Güler Sarmaz’a, Kardeşim Nizamettin Sarmaz’a, yeğenim Sunay Sarmaz’a, kayın validem Sevim Yener’e, arkadaşım Fehmi Akdere’ye ve annesi Münevver Akdere’ye teşekkürlerimi bir borç bilirim.  Genişletilmiş ikinci çalışmamı ise Türk Dil Kurumu İmla Kılavuzu’nu tarayarak gerçekleştirdim. Tüm Türk Dil Kurumu çalışanlarına bu vesile ile saygılarımı sunuyorum. Bu çalışmamı www.nallihantutkusu.com sitesinde yayınlamama ve siz değerli hemşehrilerime ulaştırmama izin veren site yöneticilerinden Sayın Seyfettin Uysal’a ve şahsında tüm site çalışanlarına da sonsuz teşekkürler. Nallıhan için bir şeyler yapabildiysem bunun mutluluğu bana yeter. Uzun yıllar Nallıhan’dan kopuk yaşamam, ancak senede 10-15 gün gibi Nallıhan’da bulunmam sebebiyle bazı ağız örnekleri, sözcük ve sözcük öbeklerine yer vermemiş olabilirim. Bu konuda affınıza sığınıyorum. Saygılarımla.

                                                                                                                       Mehmet Sarmaz